13.4.17

#cannes70

açılış filmi: ismael's ghosts, marion cotillard & charlotte gainsbourg 
lars von trier de yetiştireydi iyiydi the house that jack built'ini. olsun varsın. haneke'den fatih akın'a oradan ozon'a ve hatta david lynch'e herkes burada. merakla hem de çok merakla beklediğimiz twin peaks'in yeni sürümünün ilk iki bölümünün ilk gösterimi de yine cannes'da yapılacak. televizyon demişken, jane campion'ın elizabeth moss'lu ve bu sezon bir de nicole kidman'li top of the lake'i de yine festivalde prömiyerini yapacak. yarışma filmleri, yarışma dışı gösterimler ve belirli bir bakış listelerini aşağıda bulabilirsiniz. jürinin başkanı pedro almodovar. un certain regard/belirli bir bakış bölümünün ise uma thurman. heyecan ve sevinç dorukta.

 yarışma
wonderstruck, julianne moore & todd haynes
Wonderstruck, Todd Haynes - julianne moore ve haynes far from heaven'dan sonra yeniden bir arada. haynes en son carol'ı çekmişti.
redoubtable, stacy martin (nymphomaniac)
redoubtable, louis garrel

24.3.17

'No one's neck's as incredibly thick as Gaston's'


beauty and the beast'i kaç kez izlediğimi bilmiyorum bugüne kadar.
çok.
ilk kez ne zaman izledim acaba, hatırlamıyorum ama muhtemelen 16-17 yaşında filandım. yıl 1991 değildi tabii, yaşımı küçültmeye çalıştığımı düşünmeyin diye düşüyorum bu notu. :)
geçen hafta pazar günü de kucağıma koca bir kova mısır koyup 'live action' versiyonunu izlemeye gittim, aynı benim gibi büyümeyi reddeden iki arkadaşımla.
sonuçtan çok memnun kaldığımı paylaşmak istedim.
yüzümdeki kocaman gülümseme yanaklarımı ağrıtmaya doğru gitmekteydi iki saatin sonunda.
dan stevens'tan emin değildim film öncesi örneğin, hem aktör olarak hem de beast makyajından. makyaj da değil bu arada tabii, cgi.
ama neredeyse hiçbir şeyinden rahatsız olmadım filmin tamamını izleyince.
luke evans ve josh gad ikilisi ise tek kelimeyle mükemmel. özellikle de gaston rolündeki evans bu rol için yaratılmış gibi!
le fou, yani gad'in gaston aşkı vurgulaması tatlı, belki de bir devrim, evet.
bir an önce aşsak bu küçük devrimlerimizi, geride kalsa, herkesin eşit sayıldığı bir dünyada gül gibi geçinip gitsek, konuşmak, küçük zaferlerimizle övünmek ya da birbirimizin sırtını sıvazlamak zorunda kalmasak artık. miss universe seçilmeden hemen önce yapacağım konuşmayı dinlediniz. #dünyabarışı #sevgi

en sevdiğim klasik disney'leri sıralamaya çalıştım bir de sonra... ayşecan da yardımcı oldu sağ olsun... emin değilim sonuçtan tonlamamdan da anlayacağınız gibi, ama aşağı yukarı buralardayız.

  1. the little mermaid
  2. beauty and the beast
  3. cinderella / alice in wonderland

araya bir de anastasia katmak istiyorum sadece, disney değil o ama, en sevdiklerimden biri kesinlikle.

şunu da izlemeden geçmeyin! james corden ve ekibi yine döktürmüşler vallahi ne diyim bilemiyorum bravo'dan başka.



18.3.17

the marvelous mrs. maisel


amazon'un böyle bir alışkanlığı var, dizilerine özel gösterim yapıyor, ilk bölümleri bedavaya halka tanıtıyor, siz izliyorsunuz, beğeniyorsunuz diyelim, sonra aylarca bir haber alamıyorsunuz, kursağınızda kalıveriyor. red oaks'tan birkaç yıl sonra (onun da üçüncü sezonu geliyor neyse) az önce aynı hisleri the marvelous mrs. maisel için hissettim. tabii amaç bu pilot bölümlerin en çok ilgi görenlerine kendi sezonlarını vermek, maisel'in birden fazla sezona kavuşacağına ise şahsen kesin gözüyle bakıyorum.
dizinin başrolünde house of cards'da önce kimliği elinden alınıp sonra da ölüme terk edilen (infazı da gerçekleşmişti di mi sonra, tüh) rachel brosnahan oynuyor. (pierce brosnan'ın gayrimeşru çocuğu mudur nedir) 60'ların new york'unda yahudi bir aile, genç bir çift, koca stand up'çı olmaya özeniyor, diziye de ismini veren mrs. maisel'in ailenin tüm cevherini içinde barındıran kişi olduğunu anlamamız ise uzun sürmüyor. aslında dizi midge'in kendi düğününde yaptığı stand up'la açıldığında da olacakları anlamanız mümkün, ama bazen kulağı tersten göstermek lazım. dizinin yapımcısı çalçene senaryolarıyla tanıdığımız amy sherman-palladino, hatta bu ilk bölümün yönetmeni de o evet, gilmore girls. dizide bir de luke kirby'nin oynadığını söylemeden geçemeyeyim, take this waltz'dan tanıyorsunuz onu da, michelle williams'ı seth rogen'ın elinden alan komşu çocuğu.



#kaldirkafani

yine kafamı bir türlü kaldıramadığım bir günden selamlar.



festivalin teması bu bu sene. 'kaldır kafanı'
kalk oturduğun yerden o küçük ekrancığından kafanı kaldır da etrafında neler olup bitiyor bir bak diyor. kafanla birlikte kıçını da kaldırırsan şayet biraz hareket de etmiş olursun fena mı olur diyor. dünyam öyle küçük ki, festivalle ilgili haberler arasında beni en çok sevindiren filmekimi'nden sonra yine city's'in yine festival salonları arasında olduğunu öğrenmek oldu. kayıtsız kalır gibi yapsam da bir başka sevincim ise kanyon'un da bu sene ilk kez salonlardan biri olması. maslak günlerimde seanslara yetişmek daha kolay olacak böylelikle. tamamen fiziksel yani. tabii özümüze dönüp kafamızı da doğru açıda kaldırdığımız an festivalin havasının asıl nerede koklandığını biliyoruz. beyoğlu. evet beyoğlu artık bizim değil, ama her sene nisan ayında birkaç haftalığına ödünç aldığımız da bir gerçek. sokaklar yeniden o adımlarımızı tanımaya başlıyor sanki. ya da işte öyle sanıyoruz, biraz hayalperest oldukça da naif insanlar değil miyiz?

10.3.17

17 temmuz*


halkları birleştiren televizyon şovu temmuzda geri dönüyor.
evet'çisi, hayır'cısı, trump'çısı, bernie'cisi 17 temmuzda aynı koltukta buluşuyor.

* bizim saatimizle.

7.3.17

fargo, 3

evet, ssağdaki ewan mcgregor.
üçüncü sezondan ilk görüntü belirdi.
buluşma 20 nisan'da.
ilk teaser ise hemen aşağıda:

5.3.17

bu bir devam filmidir: mary poppins returns

çanta yerli yerinde, stil eklektik.

1964 yapımı filmin devamı niteliğindeki mary poppins returns'ten (batman gibi, the mummy gibi) ilk fotoğraf bu yukarda gördüğünüz.
emily blunt ms. poppins rolünde, hamilton'la new york'la başlayıp tüm broadway'i yerinden oynatan lin manuel miranda hem şarkıların arkasında hem de kamera önünde, karakterinin adı jack e sokak lambalarını yakmaktan sorumlu -ilk filmin baca temizleyicisi dick van dyke'a da bir gönderme. nasıl bir gönderiyse...
ilk filme aşina değilseniz çocukluğunuzdan, önce saving mr banks'i izleyin derim. bol bol ağlayın, ama mary poppins'in yazarı p.l travers'ın hikayesini, walt disney'le ilişkilerini biraz bilmiş olun. ben çok severim mr banks'i. sonrasında mary poppins'i izlemeden de duramayacak, şarkılara eşlik etmekten kendinizi alamayacaksınız zaten. (favorim, let's go fly a kite. bakın yine tüylerim diken diken. yalnız da değilmişim; tom hanks ve emma thompson da gözyaşlarına hakim olamayanlardan...)


27.2.17

#89



justin timberlake'le başlamak kesinlikle iyi fikir, bütün salon ayakta. tabii sonra ne olur bilemiyorum, aynı enerji seviyesini yakalamak zor olacak.

bu arada 08:15'te televizyonu açtığımda hala devam ediyordu şov. en iyi film'in hangisi olduğunu biliyorum, açtığım an tüm kadro sahnedelerdi çünkü. şaşıracağınızı söylemekten başka çarem yok. (hem de ne şaşırma, izleyin de görün!)

neyse jessica biel de güzel görünüyor baya, ileri sararken kaydı azıcık ucundan kırmızı halı da görmüş oldum. emma stone'un elbisesinin rengini hiç beğenmedim, fazla sarı (sonradan beğendim galiba). naomie harries iyi göründü, isabelle huppert de. charlize theron'un da tuhaf bir altkuyruğu var.


jimmy kimmel başladı. alttan alıyor, yöntemi bu en başından beri. ben kötüyüm, bu işi de batıracağım, bu ilk oscar'larım, zaten bir daha da çağırmazlar. amerika'dan da bütün dünyanın nefret ettiğini söylüyor. ilk espri de geldi, salondaki tek braveheart: mel gibson. hepimiz bir olalım mesajı veriyor şimdi de. ve sıra matt damon'da. bu iş çok uzadı uzamasına ama ben hala gülüyorum, hatta gittikçe daha mean ve daha komik bir hale geliyor. meryl streep'e elbisen ivanka trump mı diye sordu.

26.2.17

indies

moonlight en iyi film seçildi indepent spirit awards'da


saatler 20:45'i gösterirken, kararlıyım gece oturup izlemeyeceğim oscar'ları, senede bir gün diye melodili söyleyebilirsiniz ama yok, bu saat farkı işine ben çok sinirlendim, 04:30'da tören mi başlarmış. nasıl şaşırdım altın kürelerde, ama beklemişim o kadar, izledim tabii mecbur. ama bu sefer hayır. kurucam dicitürkü, kaydedicek, çok da güvenemiyorum bu teknolojilere elbet bi aksilik yaşanır şimdi, neyse işte sonra da sabah kalkıp izlicem. tarih sınavına çalışır gibi. hani hiç çalışamazsın ya. hatta becerirsem sonuçlara da bakmadan oturacağım başına. no sosyal medya yani. hayır bi de günlerdir bi geç yatmalar filan, bugün bi kendime gelememeler, bi baş ağrısı. bak hala daha ağrıyor. iki güne bitirmem gereken bi dergi varken bu kadar uykusuz kalamam, malum yaşlıyım bi de artık. 
bu aşağıda gördükleriniz de indipendent spirit awards sonuçları. #indies ya da hollywood'un asi çocuklarının ödülleri. moonlight kazanmış her şeyi ben size baştan söyliyim. bundan neredeyse iki sene önce izlediğimiz the witch de iki ödül birden kapmış. bu işi de ben anlayamıyorum. yani anlıyorum ama matematiği hakkaten kafa karıştırıcı. emma stone'un ödül kabul konuşması yapmadığı ilk tören bi de ne zamandır. zaten aday bile değildi de... valla ben onun yerinde olsam sıkılırım utanırım bütün ödülleri almaya. casey affleck de almış ödülü, itirazım yok ona, beğendiydim. (bakın di'li geçmiş zamanın hikayesiyle yazarak yaşlılığımın da altını çizıyorum) oscar adaylarına da şurdan bakıp hatırlayabilirsiniz. had, öpüyorum çok, izleyecek olanlara bol kahve bol su bol kuruyemiş tavsiye ederim. sağlık da mühim. tadelle ve çekirdek de bir yere kadar.
en iyi film
“Moonlight”
“American Honey”
“Chronic”
“Jackie”
“Manchester by the Sea”
en iyi yönetmen
Barry Jenkins –”Moonlight”
Andrea Arnold –”American Honey”
Pablo Larraín –”Jackie”
Jeff Nichols –”Loving”
Kelly Reichardt –”Certain Women”
en iyi erkek oyuncu
Casey Affleck –”Manchester by the Sea” as Lee Chandler
David Harewood –”Free in Deed” as Abe Wilkins
Viggo Mortensen –”Captain Fantastic” as Ben Cash
Jesse Plemons –”Other People” as David Mulcahey
Tim Roth –”Chronic” as David Wilson

en iyi kadın oyuncu
Isabelle Huppert –”Elle” as Michèle Leblanc
Annette Bening –”20th Century Women” as Dorothea Fields
Sasha Lane –”American Honey” as Star
Ruth Negga –”Loving” as Mildred Loving
Natalie Portman –”Jackie” as Jacqueline Kennedy Onassis
en iyi yadımcı erkek oyuncu
Ben Foster –”Hell or High Water” as Tanner Howard
Ralph Fiennes –”A Bigger Splash” as Harry Hawkes
Lucas Hedges –”Manchester by the Sea” as Patrick Chandler
Shia LaBeouf –”American Honey” as Jake
Craig Robinson –”Morris from America” as Curtis Gentry
en iyi yardımcı kadın oyuncu
Molly Shannon –”Other People” as Joanne Mulcahey
Edwina Findley –”Free in Deed” as Melva Neddy
Paulina García –”Little Men” as Leonor Calvelli
Lily Gladstone –”Certain Women” as Jamie
Riley Keough –”American Honey” as Krystal
en iyi senaryo
Barry Jenkins and Tarell Alvin McCraney –”Moonlight”
Mike Mills –”20th Century Women”
Taylor Sheridan –”Hell or High Water”
Ira Sachs and Mauricio Zacharias –”Little Men”
Kenneth Lonergan –”Manchester by the Sea”
en iyi ilk senaryo
Robert Eggers –”The Witch”
Chris Kelly –”Other People”
Adam Mansbach –”Barry”
Stella Meghie –”Jean of the Joneses”
Craig Shilowich –”Christine”
en iyi ilk film
“The Witch”
“The Childhood of a Leader”
“The Fits”
“Other People”
“Swiss Army Man”
en iyi belgsel
“O.J.: Made in America”
“13th”
“I Am Not Your Negro”
“Cameraperson”
“Sonita”
“Under the Sun”
sinematografi
James Laxton –”Moonlight”
Ava Berkofsky –”Free in Deed”
Lol Crawley –”The Childhood of a Leader”
Zach Kuperstein –”The Eyes of My Mother”
Robbie Ryan –”American Honey”
montaj
Joi McMillon and Nat Sanders –”Moonlight”
Matthew Hannam –”Swiss Army Man”
Jennifer Lame –”Manchester by the Sea”
Jake Roberts –”Hell or High Water”
Sebastián Sepúlveda –”Jackie”
en iyi yabancı film
“Toni Erdmann” (Germany/Romania)
“Aquarius” (Brazil)
“Chevalier” (Greece)
“My Golden Days” (France)
“Under the Shadow” (Iran/UK)

robert altman ödülü
Moonlight

john cassavetes ödülü
Spa Night
Free in Deed
Hunter Gatherer
Lovesong
Nakom

piaget yapımcı ödülü
Jordana Mollick – “Hello, My Name Is Doris”
Lisa Kjerulff – “The Fits”
Melody C. Roscher and Craig Shilowich – “Christine”
truer than fiction ödülü
Nanfu Wang – Hooligan Sparrow
Kristi Jacobson – Solitary
Sara Jordenö – Kiki
acura gözümüz üzerinde ödülü
Anna Rose Holmer – The Fits
Andrew Ahn – Spa Night
Claire Carré – Embers
Ingrid Jungermann – Women Who Kill

5.2.17

son zamanlarda neler izliyorum...


kendinizi bir diziyi yeniden izlerken bulmanın en güzel yanı konuk oyuncuların (artık) tanıdık çıkmaları. mesela barney'nin geçici wingman'i will forte bu videodaki, evet the last man on earth, evet snl. (taran killam ve robin de bu dizide tanıştılar zaten, o da barney'nin iş arkadaşlarından birini oynuyor birkaç bölüm. şimdilerde evliler, iki çocukları var filan) bugün, yani 5 şubat 2017, 16:22 itibariyle, dördüncü sezonun 1. bölümünü izlemiş bulunuyoruz.

tekrar how i met your mother izlemeye başladık. başladım. tekrar başlayan benim yani. atilla'ya eşlik ediyorum. istemedim başta sordu, izliyim mi dedi, izle dedim, izle ama tek başına izle beni bulaştırma lütfen. nasıl da kararlıydım, biliyorum çünkü kendimi, kaptırıp gidivereceğim, hah, tam da korktuğum şey başıma geldi. dokuz sezon var diye önümüzde, hunharca izliyoruz, her öğün iki tane, uykudan önce bir tane daha. izleyemediğim zamanlarda huzursuz olup özlemeye başlıyorum çoktan vedalaşmış olduğum bu herifleri. neyse, oldu bi kere.

daha başka neler neler?

26.1.17

bekle bekle dur şimdi


guy ritchie özletmişti kendini, şahsen pek bi heyecanlandım bu fragmanı görünce, zaten excalibur'un hikayesini hep çekici bulmuşumdur, charlie hunnam hakkında da hislerim benzer, biraz kıvanç tatlıtuğ biraz brad pitt, ama ikisinden de genç, yeni ve taze, iyi ki kabul etmemiş 50 shades of grey'deki christian grey rolünü, evet ilk o almıştı, hatırlayanlarınız olacaktır, bakın kariyerine bir ritchie buklesi kattı, yine pek hızlı kareler, yine pek doygun bir renk paleti, kavuşacağımız günü iple çekiyorum arthur, king arthur. (mayıs 2017)

jude law burada kendini eleven sanmış olabilir
fragman için biraz aşağıya inin:

25.1.17

the office v. the office



the office'i geçen yıl izleyip aşırı sevip bağrımıza basmıştık.
geçtiğimiz aylarda aradan kısacık bir zaman geçmesini umursamadan, baştan sonra yeniden izledik, yine ağladık. tabii çok da güldük. aşırı güldük. durdurup durdurup güldük.
sonra ben dedim ki, bu böyle olmayacak, "we should go to the matresses" (anladınız siz onu, the godfather, you've got mail), ingiliz versiyonu izlemekte geç kaldık! çok geç kaldık!
versiyon demek de yanlış, çünkü ingiliz aslı. nüshası amerikan.

24.1.17

adaysss #oscar2017

tom ford'un gömleğin bir ucunun tesadüfen pantolonunun üzerine düşer gibi yaptığını sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.

la la land yine şaşırtmadı
14 adaylıkla rekor kırdı bi de üstüne
benim aklım o konuda hala karışık
üç kere izledim
hata yaptım.
yaşamın kıyısında'yı izledim, şaşırdım, casey affleck'in oyunculuğunu çok beğendim
hacksaw ridge'i de izledim. izlediğime zaten inanamıyorum da, adaylığına hiç inanamıyorum. hollywood'un bu hikayelerden bir türlü sıkılmamasına, andrew garfield'ın filmdeki kaşlarına, mel gibson'ın kendini yeniden kabul ettirme uğraşısına, hiç birine inanamıyorum.
lion'ı izlemek için gerçekten sabırsızım, neden bu kadar sabırsızım inanın bilmiyorum.
jackie'yi de izledim, natalie portman döktürüyor. tek problem kopya çekiyor oluşu, o yüzden bu noktada elle'de bir başka döktüren isabelle huppert'in şansı artıyor portman'ın karşısında.
jackie'nin müzikleri de çok iyi bu arada.
michael shannon aday.
e yani.
finding dory ise yine aday değil.
geçen sene çıkaracaklardı o filmi ben size diyim.
ay ışığı'nı hala izleyemedim, bir SNL klişesinden farkım yok.
buyrun burdan bakın:


89. OSCAR adayları şurda,
hiç şaşırmayacağınıza emin olabilirsiniz.

9.1.17

şovların içinden bir seni seçtim



dakika dakika, an be an altın küreler karşınızda efendim, mutlu pazartesiler (gün içinde güncellemeler olacak) 

la la land olmasa ne olacağıdı?
güzel entrans
prompter gerçekten bozulmuş sanıyorum...
gecenin ilk sunucuları ryan reynolds ve emma stone...