tabs

Tuesday, May 29, 2012

moonrise kingdom


bir kumsalımız olsun adı da moonrise kingdom olsun.

en son le havre'ı izlerken de aynı hislere kapılmıştım, hikayenin merkezindeki değil de destekleyici karakterininin çoğunluğunun iyi insanlardan (edward norton ve bruce willis başta olmak üzere) ya da doğru yolu seçmeye karar veren insanlardan oluşması benim yüzümü en çok güldüren etken.
onca hinlik, pislik ve hıyanet arasında en azından ekranda birbirinin kuyusunu kazmak yerine birbirlerine yardım etmeyi 'seçen' bireyler görmeyi istiyorum ben.


ne cins bir kuşsun sen? hayır sen.

belki de masal dünyasından kurtulamadığımdan, belki de hayatımdaki birçok şey son aylarda pek flu olduğundan, bu netlik ve temizlik benim çok içime siniyor. koltuğuma şöyle rahatça bir yerleşeceğim geliyor.


bob balaban'ın sesten biçimlenen anlatıcı figürü filmin binbir türlü dantelasından sadece biri.

dün gece moonrise kingdom'ı izlerken de hislerim böyleydi. hayal kırıklığına uğramayacağımın verilerini zevkine güvendiğim çevremden almış (merhaba neylan) cannes dedikodularına kulak kabartmıştım. sonuçlar aynen beklediğim gibi oldu. farkına varmadığımdan gözümden kaçtığından emin olduğum izleyeceğim sonraki defalarda gözüme çarptığında gülümseyeceğimi bildiğim onlarca detay bir film şeridi gibi (!) geçti önümden.


gizli gücü çok uzakları görmek olan bir kız, hayal gücünün girebileceği en ince deliklere işaret ediyor bana soracak olursanız.

başroldeki kara hayward ve jared gilman tanıdığımıza çok sevindiğimiz, gelecekte de sevinmeye devam edeceğimiz iki tatlı insan. kara bir çeşit margot tenenbaum ve bunu asla eline yüzüne bulaştırmadan, taklit ve tekrar etmeden yapmayı başarıyor. jared ise jason schwartzman gibi ağabeylerinin izinde hem de ezra miller'in kemik yapısıyla. insan daha ne ister? blu çağlarını sorunsuz bir şekilde tamamlayıp bir an önce tekrar karşımıza çıkmalarını tabii.


ps: miss social services tilda swinton yüzünü biraz dinlendirmeli artık. varlığı bir sıkıntı yaratmadığı gibi gereklilik de değil.



bu fotoğraf şimdi daha anlamlı. bu insanlar az sonra folklör oynamaya başlamayacak bunu biliyorum



edward norton uzun zamandır karşımıza çıkmadığı kadar iyi moonrise kingdom'da. dudaklarının ucunda duran sigarası ve iyi niyetiyle her eve lazım karakterlerden. anderson'la birbirlerini sevdiklerini ve sık sık bir araya gelmelerini ümit ediyorum.

fragman:


bill murray'den moonrise kingdom turu:



Monday, May 28, 2012

27 mayıs, cannes, kazananlar


nanni moretti, ana jüri başkanı.

cannes film festivalinin kazananları dün belli oldu sevgili izleyiciler.

karısını öpen haneke'nin bu yumuşak tavırlarına şaşıran bir ben değilim sanıyorum ki.

altın palmiye'yi fazla bir sürprize yer bırakmadan kazanan michael haneke ve filmi l'amour/love/aşk oldu. gösterim gününden itibaren hakkında sadece iyi şeyler duyduğumuz filmi izlemek için sabırsızlanmamak elde değil.

matteo garrone/reality.

büyük ödül/grand prix'nin sahibi ise reality filmiyle matteo garrone oldu. italyan yönetmen başarısını jüri başkanı hemşerisi moretti'ye borçlu mudur dersiniz? insanın aklından geçmiyor değil. bir başka komplo teorisi de en iyi kısa film birincisi olan 'sessiz'in başrolünde oynayan belçim bilgin/erdoğan hakkında üretilebilir pekala. ama yapmayacağız tabii. sonuçta ödülü kazanan oyuncu değil yönetmen rezan yeşilbaş.



jürinin bir kısmını burada görebilrisiniz. diane kruger ve eteği iki sayılıyor.


ken loach da ufka kaldırmış başını.

en iyi yönetmen carlos reygadas ödülü post tenebras lux ile aldı.
ken loach jüri özel ödülünü the angel's share ile aldı. glasgow'da geçen film yönetmenin sinemasının tüm izlerini taşıyor.


en iyi senaryo ödülü cristian mungiu'nun olurken, filmi dupa dealuri/beyond the hills/tepelerin ardında (garip bir tesadüf!) filminin iki başrol oyuncusu cristina flutur ile cosmina stratan en iyi kadın oyuncu ödülünü aralarında paylaştılar.



en iyi erkek oyuncu ödülü yıllardır başarılı bir çok iskandinav ve avupa yapımında izlemiş olduğumuz mad mikkelsen'in oldu. mikkelsen ödülü jagten/the hunt/av filmindeki rolüyle aldı.


fazıl? sen misin?

camera d'or/altın kamera benh zeitlin'in oldu. filmi beasts of southern wild/vahşi güneyin canavarları (?) idi.

jüri başkanlığını tim roth'un yaptığı belirli bir bakış/un certain regard bölümünde ise büyük ödülü despues de lucia ile michel franco alırken, bu kategoride en iyi kadın oyuncu ödülü emilie dequenne/a perdre la raison ve suzanne clement/laurence anyways arasında paylaştırıdı. jüri özel ödülü ise croisette'te renkli kareler bırakan le grand soir ekibinin oldu. aida begic'in djeca/chlidren of sarajevo/saray bosna'nın çocukları filmi ise special distincton ödülünün sahibi oldu.

uzaktan da olsa izlemesi güzeldi seni cannes. seneye croisette'te sıra beklemek dileğiyle.



Saturday, May 26, 2012

açılın, mindy geliyor!


the office'çi mindy kaling'in potansiyelinin bir süredir farkındaydık, şimdi kendi 22 dakikasını kapmış durumda fox kanalından. ismi 'the mindy project'. kaling burada bir doktoru canlandıracak tabii siz bunu fragmanı izlemeye başladığınız an şıp diye anlayacaksınız zaten. chris messina'yla birbirilerine aşık olmaları an meselesi belli. örneğin new girl'de bu durum tam bir sezon boyunca ötelenebilmişti. bakalım burada da becerecekler mi. new girl ile aynı gece yayınlanacak dizi bu arada.
ben ümit vadettiğini düşünüyorum.
yan karakterler de iyi.
gideri var.
yeni sezonu bekliyoruz o halde.
daha yaz tam olarak gelmeden sonbaharı beklemeye başlamak isimli insanlık halinin de çok fena hastasıyım.



Friday, May 25, 2012

le havre


geçen sene cannes film festivali'nde gösterildikten ve jüri özel ödülünü aldıktan tam bir yıl sonra bugün, le havre'ı izledim, izlettirdim.
taşradayım demiştim günün ilk saatlerinde hatırlarsınız belki.
aile meclisinde de sevgi ve ilgiyle karşılanan bu aki kaurismaki filmi hakkında birkaç kelam etmeyi sizlere borç bilirim.

öncelikle ben sayın kaurismaki'yi kuzeyin (söz konusu ülke finlandiya) wes anderson'ı ilan etmeye karar verdim. atmosfer yaratma konusundaki ustalığı ve inadı sayesinde kazandı bu kupayı. yoksa ben hiç sevmem birilerini birilerine benzetip diğerlerinin hakkını yemeyi.
kaurismaki'yi sevmemin en önemli sebeplerinden birisi yönetmenin ciddiyet ve sessizliğinin arkasına sakladığı muzipliği ve pozitifliğidir. the man without a past/geçmişi olmayan adam'da da aynı sessizlikleri doldurmayı bilmiş, suçlulara haddini bildirirken etrafta düznsiz ve karışık duran her şeyi yerli yerine yerleştirip tertemiz duygularla sinema salonunu terk etmemize yardımcı olmuştur.
insanları net ve kısa cümleler kurarak gülümsetmenin çok zor bir zanaat olduğuna inanıyorum ve birileri bunu başarabildiğinde içim umutla doluyor.

filmde marcel marx rolünde andre wilms, karısı arletty rolünde ise geçmişi olmayan adam'dan da hatırlayabileceğiniz kati outinen bulunuyor.
ayakkabı boyacısı marcel bir gün öğle yemeğini yemek üzere rıhtıma indiği sırada afrikalı mülteci bir çocukla karşılaşır. polisin yakın takibinde olan bu kaçağı aklından çıkaramaz ve akşam karşılaştıkları yere bir sandviçle geri döner...
ve olaylar gelişir diyerek özetimi burada bitireceğim. çok can sıkıcı olabilecek bu zamansız hikaye beklenmedik fakat yumuşak ve içinde yaşadığımız acımasız dünyanın gerçeklerine uzak dönüşlere sahne olacaktır.
şiddetle tavsiye etmekten geri durmuyorum. iyi geceler dilerim.


akordiyonları duyup kendinizi bir jean pierre jeunet filmi izliyorum sanmayasınız. (amelie, delicatessen...)

bugün vizyonda çok güzel filmler var. ama haftaya daha da güzelleri olacak. düşünün artık...


moonrise kingdom tabii ki listemizin başındaki film. çeşitli ve çok güvenilir kaynaklardan alınan bilgiler doğrultusunda wes anderson sinemasının doyuma ulaştığı nokta olarak nitelenen filmi ben ancak taşradan döndüğümde izleyebileceğim ve fakat siz sadık takipçilerime soluğu suarede almalarını öneriyorum.

bugünün benim içn pek aktif ve heyecanlı bir vizyon girişi ise siyah giyen adamlarla will smith, tommy lee jones ve josh brolin'li, serinin üçüncü filmi men in black 3.


Wednesday, May 23, 2012

the great gatsby


hemen, yeni yıldan önce izleyeceğimiz için çok heyecanlandıklarımızdan bahsettiğim 'pek yakında' listeme ekliyorum the great gatsby'yi. film 25 aralık'ta bizlerle!

önemli not: fragman çok kötü. baz luhrmann'ı ya da oyunculardan herhangi birine karşı çok derin hisler beslemiyorsanız bence izlemeyin. yanlış anlaşılmasın, görüntüler çok güzel, ama bir araya geldiklerinde fotojenik olmaktan uzaklaşan yüzlere benziyorlar. yazık. ilk tanışmamız böyle olmamalıydı seninle gatsby...


Tuesday, May 22, 2012

a therapy= roman polanski+helena bonham carter+ben kingsley= prada


başlık her şeyi özetliyor sanıyorum.
büyük isimleri bir araya getirip gerisini markanın popülerliğine bırakan sadece görselliğe dayalı bir kampanya değil bu.
polanski'nin parmak izlerini heryerde görebileceğiniz cinsten bir video karşımızdaki.
helena bonham her zamanki gibi kudretli. ben kingsley ise çok tatlı. aktör hakkında ilk defa böyle hissediyorum sanırım.
elif dizdaroğlucuğuma teşekkürlerimle, a therapy başlıklı video prada reklam kampanyası huzurlarınızda:


arayınız ki bulasınız

Loading...