
bayağı kötü. ama bazı sahnelerde daha az kötü.
bella'nın peruğundan gözlerimi alamıyorum. (kristen stewart başrollerini dakota fanning'le paylaştığı runaways filmi için saçlarını çılgın bir modele dönüştürmüştü, hatırlarsınız, işte bu sebeple peruk takmak durumunda kendisi, yalnız pek inandırıcı olduğu söylenemez bu takıntının)
filme konsantre olmakta zorluk çekiyorum. sinemada izlemiyor olmamdan değil, sinemada izlediğim diğer iki bölümde de aynsı gelmişti başıma çünkü.
tüm hikayenin çok uyduruk olduğunu düşünüyorum.
vampirlerin gözlerindeki o lensler mesela, daha inandırıcı bir çözüm bulunamaz mıydı?
vampirlerin gündüz dolaşırken başlarına gelen tek şeyin, yani en büyük sıkıntılarının, yılbaşı süsleri gibi parlamaları olması da çok şaçma. en başından beri anlayamadım bu durumu. şaka gibi. sırf edward ve kardeşleri liseye gidebilsin diye...
filmde oynayanların hepsi özellikle çirkinleştirilmişler gibi. yani bunlar normal hayatta fena görünmeyen insanlar, onları bu hale getirmek niye?
bu kitabın yazarı olan kadına hiç saygı duymuyorum ben kusura bakmasın kimse. sadece popüler olma potansiyeli olan bir hikaye uydurmuş. sonra da onu çiklet gibi uzatmış. şimdi de paraya para demiyor. aslında belki de çok saygı duyulması gereken bir durum bu... evet hatalı olan benim. zaten bu ilk bakışta anlaşılabilir ikimizin hayatlarına.
bella pin pon topu misali gidip geliyor edward ve jacob arasında. bence jacob'ın hiç şansı yok. ama o bunu kabul etmek istemiyor.

alkolik gibi de birazcık. hep birası elinde.
bella jacob'a yumruk attı. edward hissetmiş tabii, hemen kavga çıkardı. bella'nın babası da çok ezik bir karakter bu arada.
nikki reed bence gerçek hayatta da çok kızgın kristen stewart'a. sonuçta asıl çocuk yıldız oydu.
justin bieber mı o? ha yok, sadece şaçları öyle.
bella'nın annesinin kızının mezuniyet törenine gelmemek için çok geçerli bir sebebi vardı da ben mi kaçırdım konsantrasyon eksikliğim sırasında?
ah blood bath! blade'in en güzel sahnesi! (ilk blade, ryan reynolds ve benzerleri işin içine girmeden önce)

orantı kuramıyorum öylesine büyükler. kurtadamdansa, the incredible hulk bunlar.
bu kurtların neden bu kadar büyük oldukları da hiç anlayamadığım birşey, boyu değil işlevi önemli sonuçta. (bkz. greenpeace)
he anladım antrenman yapıyorlar. ilk bölümdeki baseball sahnesi geldi aklıma. saçmalık ve ötesi.


geçmişleriyle ilgili çok önemli bilgilere sahip olduk.
flashbacks. ok. bu sarışın vampiri hikayesi bana vampire diaries'i anımsattı.
bir peruk sıkıntısı var bu filmde. genel.
bryce dallas howard'ın üçüncü filmde seriye dahil olmasını ve bunun tek sebebinin kızıl saçlı olması olmasını çok çaresiz buluyorum.

anlatamıyordum.
twilight serisi kadar tutuk birşey varsa o da türk dizileridir.
herkes durmadan bella'yı kucağında mı taşıyor, yoksa bu filmin posterlerinden biriydi de ben mi öyle sanıyorum?
sex?
hayır bella, kendimi hazır hissetmiyorum, hem başım da ağrıyor.


bijüteride zevksizlik ön planda.
ay o yüzük de neyin nesi öyle? ıyk.
bella'nın soyadı swan'mış. yan odadan melodiler'de gretchen mol'un da soyadı swan'dı. hatta evlerinin zili kuğu şeklindeydi.
hep kucakta hep kucakta bu kız.
eğer duyma özürlüler için altyazılı olarak izliyor olsaydım filmi, 'glorious music playing' diye yazardı orda.
ah canım, belle çok üşüdü. ve tabii ki jacob yardıma koşacak, jacob da meraklı melahat gibi. komşu kızı.
kendimi hiç veremiyorum. çok sıkıcı.
karlar yağıyor ama herkes en fazla gömlek giyiyor. beverly hills yaramazları isimli çizgi filmde bile dağa çıktıklarında kayak kıyafeti giyiyorlardı en azından.
vampirlerin porselenden yapılmışçasına kırılıp dökülmelerini sevdim.
meğer aksiyorn sahnelerini bekliyormşum. sonunda ilgimi çekti. hop gitti.


baybay victoria.
kırmızı gözler sarılardan daha gerçekçi kesinlikle.
bitti.