işte bu da bugün sabah gazetesinde yayınlanan yazının orjinali çok sevgii seyirciler.
VENEDİK GÜNCESİ
Hayalini bile kurmaya cesaret edemediğiniz birşeyin gerçeğe dönüştüğüne ilk bakışta hemen inanamazsınız, ikinci sabah saat dokuzda kendinizi yine bir sinema salonunda hakkında aylardır duyup, okuyup neticesinde de heyecanla beklediğiniz bir filmin jeneriğini izlerken bulduğunuzda ise bunun hiç bitmesini istemediğiniz bir rüya olduğunu düşünmekten kendinizi alamazsınız. Venedik Film Festivali’nde geçirdiğim her dakika benim için bu rüyanın devam etmesi anlamına geliyordu.
Festival seyircisi olmak demek dersini iyi çalışmış bir öğrenci olmakla bir çok benzerlik taşır. Hangi filmlere gtmek istediğinizi belirlersiniz, gün ve saatlerini çizelge üzerine işaretlersiniz. Sürprizlere yer bırakmak önemlidir. İşleyişin, sinema salonlarının yerlerinin, bir filmden çıkıp diğerine gidene kadar geçen zamanın, sırada ne kadar beklemeniz gerektiğinin ayırdına varmak için ise bir süre geçmesi gerekir. Arada yemek yiyecek vaktiniz olacak mı, yemek yerken kaybedeceğiniz vakte değer mi, onun yerine hemen dolacağı mutlak küçük bir salonda oynayan filminizin sırasında beklemek daha mı iyi olacaktır gibi soruların cevaplarını verene kadar hata yapmak anlayışla karşılanmalıdır.
Venedik Film Festivali’ndeki filmleri izleyebileceğiniz sekiz adet salon bulunuyor ve bunların hepsi de birbirine çok yakın. Filmlerin seansları İstanbul Film Festivali’nden farklı olarak değişiklik gösterebiliyor, yani dört temel seansın yerine, filmlerin uzunlukları temel alınarak hazırlanmış bir takvim var, her 13:00 seansından sonra 15:00’te film izleme kaidesi geçerli değil yani Venedik’te. Bu akılda karışıklıklara neden olsa da, elinizden eksik etmediğiniz ve etmemeniz de gereken kitapçığınız sayesinde hata yapmanız neredeyse imkansız.
Her filmin üç defa –en azından yarışma seçkileri için durum bu- gösterildiği festivalde, bu gösterimler halk, basın ve sinema endüstrisinden olanlar için eşite yakın şekilde paylaştırılmış.
İzlemeyi çok isteyip de başaramadığım tek bir film oldu festival boyunca, o da Kuzuların Sessizliği filminin yönetmeni Jonathan Demme’in 2005 Katrina kasırgasının felaketzedelerinden Carolyn Parker’ın hayatını anlattığı ‘I’m Carolyn Parker, the Good, the Mad and the Beautiful’, Orizzonti (Ufuklar) yarışma filmlerindendi. Hızla unuttuğumuz ve hiç yaşanmamış gibi yaptığımız felaketlerden sadece biri olan New Orleans kasırgasının ardından yaşananlar, özellikle de HBO yapımı Treme dizisini izlemeye başladığımdan beri çok ilgimi çekiyordu, artık bir başka sefere...
Festivalde dört adet yarışma bulunuyor. Ana yarışma, Orizzonti, Controcampo Italiano ve Luigi de Laurentiis ilk film ödülü.
Ana yarışma ya da Venezia 68 olarak adlandırılan ilk bölümde George Clooney’den David Cronenberg’e, Yorgos Lanthimos’tan Abel Ferrara’ya 23 uluslararası yönetmenin filmleri yarışıyor. George Clooney’nin ‘The Ides of March-Mart Görüşleri’ filminin gösgterimiyle açılışını yapan festival, artık neredeyse italyan vatandaşlığına geçecek aktörden dönme yönetmen Clooney’nin beşinci yönetmenlik denemesi. Benim bu kategoride görmeyi en heyecanla beklediğim filmlerden David Cronenberg imzalı ‘A Dangereous Method-Tehlikel bir Yöntem’ psikanalizin yaratıcıları Sigmund Freud ve Carl Jung’un tanışmalarını ve ardından gelişen ilişkilerini anlatan film, Michael Fassebender, Viggo Mortensen ve Keira Knightley’nin başrollerinde oldukları ve beklentimin karşılığını bulamadığım bir filmdi. Aynı kategoride yarışan ‘Respiro-Nefes’ filminden hatırlayabileceğiniz italyan yönetmen Emanuele Crialese filmi ‘Terraferma-Anakara’ , Sicilya’da küçük bir adada yaşayan ve balıkçılıkla geçinen bir ailenin günün birinde denizin ortasında karşılarına çıkan afrikalı mültecilerle karşılaşmalarının ardından başlarına gelenleri acıyla tatlının çok ahenkli bir bileşimi oalrak taşıyor ekrana.
Bu seçkide yer alan en iddialı yapımlardan birisi de 1993 yılında festivalden kariyeri için Altın Aslan almış olan Roman Polanski’nin filmi Carnage. Yine bir sabah izlediğim film, Jodie Foster, Kate Winslet (festivalde üç yapımda birden yer alıyor bu sene Winslet), John C. Reilly ve Inglorious Basterds ile Oskar kazanan Avusturyalı Christoph Waltz’ın performanslar savaşı adeta. Yasmine Reza’nın tiyatro eserinden ekrana yazarın kendisi ve Polanski’nin birlikte aktardıkları bu tek bir mekanda geçen filmin, senenin galibi olma ihtimali oldukça yüksek.
Gelelim Orizzonti-Ufuklar seçkisine, yine bir yarışma olan bu bölümde Dünya sinemasında yeni ufuklar keşfe çıkılıyor. Bu keşifte benim kişisel favorim New York’ta yaşayan iranlı yönetmen Amir Naderi’nin filmi CUT. Japonya’da, japon aktörlerle, japonca çekilen filmin başrolünde ‘Dolls-Bebekler’ filminden hatırlayabileceğiniz Hidetoshi Nishijima, kendini sinemaya adamış ve yeni bir film çekebilmek içın herşeyi göze alan genç bir yönetmeni canlandırıyor. 2008 yılında Vegas:Based on a True Story filmi ile mansiyon ödülü kazanan gerçek bir sinema tutkunu Naderi’nin hayatının filmi olarak nitelenebilecek yapım, sinema sanatına yazılmış türkü adeta.
Bir de Luigi de Laurentiis ilk filmlere verilecek ödüller var ki bu bölümde bizden biri, nice Özpetek filminin yıldızı Serra Yılmaz da jüri üyeleri arasında bulunuyor. Festivalin ana yarışmasının jüri başkanı ise geçen sene filmi Black Swan-Kara Kuğu ile festivalin açılışını yapan ve 2008’de The Wrestler-Dövüşçü ile Altın Aslan’ın sahibi olan Darren Aronofsky. Jürinin geri kalanı ise yönetmen Todd Haynes, müzisyen David Byrne, yönetmen Mario Martone, aktör Alba Rohrwacher ve yönetmen Andre Techine’den oluşuyor.
Festival boyunca orada burada ama özellikle de kırmızı halı öncesi basın toplantılarından çoğunun düzenlendiği Hotel Excelsior’da, ünlülerle karşılaşmak işten değil. Asia Argento, Al Pacino ya da Kate Winslet hemen yanınızda bitiverebiliyor. Pek tatlı heycanlar yaşatan bu durum festivale ayrı bir tat katıyor. Filminin gösteriminden sonra festivali izleyici olarak takip eden aktör ve yönetmenler ise benim için ayrıca değerliler.
Dünya’nın dört bir yanından gelen gazeteciler için pek çok olanak ve kolaylıklara sahip festival günün her saati belki 100’den fazla bilgisayarla donatılmış basın odası gibi ‘lüks’leriyle beni tavlamak için yeterli oldu. Herşeyin en estetiğine ve rahatına muhtaç italyanlar ise film sıralarında beklemekten ve organizasyonun ufak aksaklıklarından şikayetçilerdi. Onlara kulak asmamakla iyi ettiğimi biliyorum. Seneye Venedik’e geri dönmek için elimden geleni yapacağım, Avrupa’nın bu ilk sinema festivali katılımcı tüm fillmer ve kadroları için büyük bir prestij kaynağı.
Yarışmaların sonuçları Cumartesi gecesi açıklandığından sonuçları ögrenemeden yazıyorum bu yazıyı. Tahminim büyük ödülün Roman Polanski’nin Carnage-Katliam’ı, Emanuele Crialese’nin Terraferma’sı ve komşumuzun absurd traji-komedyası Alpeis-Alpler filmlerinden birinin olması yönünde. Orizzonti kategorisinde ise Amir Naderi ve filmi CUT rakiplerinin arasında açık arayla önde gidiyor.