kevin, seni konuşuyoruz.

giriş fotoğrafının hangisi olması gerektiğine karar veremedim. filmin içeriğiyle ilgili her ikisi de büyük önem taşımaktalar...
1.

2.

martha marcy may marlene. ay pardon. gülen surat.


yönetmen lynne ramsay filmin ilk 25 dakikası boyunca hayatı biz izleyiciler için ne denli zorlaştırmaya kalkışsa da bu katakullinin içerisindeki güzelliği görmeye niyetli olduğumuzdan kevin'i yarı yolda bırakmayı aklımızın ucundan dahi geçirmedik.


ezra'nın californication'da normalce bir ergeni canlandırdığı günler geride kaldı.

ezra miller son yılların en şanslı yüzlerinden birine sahip, bunun bilincinde oluşu (cannes film festivali'ndeki hallerini görseniz ne dediğimi anlardınız, şuradan bakınız) azıcık endişe verici olsa da çoğu televizyon yapımlarıyla dolu rezumesi avantajlarını doğru kullanmayı öğrenmiş olmasının muhtemel olduğunu gösteriyor bize.



ezra miller'dan bir adım öteye gidiyor ve kevin'in çocukluğunu canlandıran yüzü, jasper newell'ı sorgulamak istiyorum. oldukça acayip bir çocuk. thom yorke ve arkadaşları bugün çekecek olsalardı street spiritin video klibini, newell'dan başkasını düşünmeleri imkansız olurdu kuşkusuz. annes bir kenara hayatta başka hiç kimseye bir daha öyle bakmaması gerektiğini öğütlemişlerdir umarım kendisine yoksa çünkü yitik sevda...

tilda swinton olayların ardından/öncesinde geçen zamanı anlatmak için taktığı peruk dışında mükemmel. kendisi her zaman öyle değil mi zaten? 2012 yılına yeni girdiğimiz şu günlerde filmlerdeki bu saç uzatma/kısaltma için kullanılan takma saç meselesinin hala nasıl bu kadar inandırıcılıktan uzak olabildiğini hiç anlamıyorum. ayıp.



john c. reilly. ikincilerin birincisi reilly. arka plandaki adam/koca/arkadaş/yoldaş/sevgili rolünü bunca zarafetle ve yıllardır yapabildiği için ben kendisini çok beğeniyorum. carnage'a bakın mesela. jodie foster'ın kocası orada da. dört oyuncunun dördü de aynı yeri kaplar gibi görünseler de reilly'nin karakterine bakınız: esnaf. gerçekten çok hoş. çok ince. ironi yok, bayılıyorum.

hepimiz annelerimizi cezalandırıyoruz. derdimiz hep onlarla. bilmiyorum neden. günün birinde bizim çocuklarımız da bize aynını yapacaklar hiç şaşırmayalım. armutlar hep diplerine düşüyor. kevin bunun fazla keskin bir örneği olsa da ucundan azıcık hepimize değdiriyor.

bunca zamandır beklediğime değdi mi? evet öyle de diyebiliriz. azıcık savruk bir girişten sonra kendime gelebilmem zaman alsa da evet, değdi. ve evet önemli olan neye kalkıştığını bilmek. ben bazı noktalarda üzerime alınmasını bildim. melancholia'da aynısı olmuştu. iyi birşey değil bu. işte böyle. az sonra martha marcy may marlene'den bahsedeceğiz, kendinizi hazırlayın...