





aylar ayları nasıl da hızlı kovalıyor görüyor musunuz sevgili izleyiciler! ben hem şaşırıyor hem de hızla kabullenmekten başka birşey yapamıyorum. e yani, bir zahmet.
herneyse, gelelim sadedimize.
bu hafta vizyona neler girmiyor ki sayın seyirciler. kevin hakkında konuşmalıyız'dan utanç'a (shame), altın portakal ödüllü güzel günler göreceğiz'den savaş atı'na, liste kabarık.
karanlıklar ülkesi: uyanış -underworld: awakening; serinin dördüncü filminde kate beckinsale hiç tanımadığı bir dünyaya uyanıyor. bu seriyi hiç takip etmedim ben, ki severim vampirleri, doğa üstü yaratıkları bilirsiniz. kate beckinsale'in bir türlü olamayacağına dair inancımdan (ya da inançsızlığımdan) belki de, ciddiye almadım. ama belli ki sevenleri bol, dediğimiz gibi, dördüncü film. boru değil.
haftanın ilk türk filminin adı eşruhumun eş zamanı. kötü bir çeviri gibi dursa da öz be öz türk filmi. neden bahsettiğini bilmiyorum, üzgünüm, çok da değilim ama, az üzgünüm, saygıdan.
güzel günler göreceğiz altın portakal'in dikkat çeken filmlerindendi hatırlarsanız. nesrin (çok dikkatli olmalıyım bu soyadını yazarken çünkü kızcağız hep imla hatalarına kurban gidiyor) cavatzade en iyi kadın oyuncu ödülü almıştı, en iyi film, en iyi senaryo ve en iyi kurgu ise filmin diğer galibiyetleri arasında.
savaş atı (war horse)'nı geçtiğimiz günlerde izlemeye çalıştım ama başarılı olamadım. dikkatimi bir türlü toplayamadım ve bu mücadeleyi 147 dakika boyunca devam ettiremeyeceğimi anlayıp izlemekten, şimdilik, vazgeçtim. hakkında da şunları şunları dedim, tabii ki lecool'da:
Sadece adı bile içimde bir sıkıntı uyandıran bu filmi, izlediğim an sevmeye başlayacağımı ve hatta duygulanacağımı adım gibi biliyorum. Hayvanlar söz konusu olduğunda iyice hassaslaşan insanlarız ne de olsa. Steven Spielberg yönetimindeki film neredeyse sadece İngilizlerden oluşan kadrosuyla da dikkat çekiyor. Başroldeki Jeremy Irvine’in atının ardından (!) Birinci Dünya Savaşı’na katılmaya karar vermesini ve epik yolculuğunu anlatan konusuyla göz yaşartıyor olduğu da hakkında aldığım duyumlar arasında…
shame (utanç) venedik film festivali'nde izleme şansı bulduğum (aç kaldığım uzun saatlere değdi mi değdi) bir filmimizdi. michael fassbender ve carey mulligan'lı film hayatınızı değiştirmiyor belki ama orada bir yerlerde kalıveriyor. her hangi bir sahnesini gördüğünüz an o tat aklınıza gelir ya, işte öyle birşey. (#erolevgin)
kevin hakkında konuşmalıyız bir can sıkıntısı merkezi belki ama yine de tavsiye etmekten geri durmuyorum sevgili izleyiciler. bakın o konu hakkında da şöyle atıp tuttum bu hafta:
Tilda Swinton’ın bir kez daha kendini, ama bu sefer siyah saçlarla, canlandırdığı film Kevin Hakkında Konuşmalıyız bu senenin, en azından benim için, en merak edilenler arasındaydı bahsini ilk duyduğum andan beri. Film kesinlikle kayda değer, zaman zaman bir poster görselliğinde, ve ancak oldukça rahatsız edici de aynı zamanda. Tilda Swinton’ın oğlunu canlandıran Ezra Miller gelecek vaat eden bir genç oyuncu ve ilginç bir yüz. Bence siz filmi, herhangi bir dalda görmezden gelmeyi seçen Oscar Ödülleri’ne inat, hemen Cuma günü gidip izleyin ve dediğim gibi, kendinizi sorgulamaya hazır olun.
iyi seyirler dilerim! :)