orada bir blog var uzakta...


aslında çok da dramatize edilecek birşey değil. alt tarafı bir kaç gündür çok çalışıyoruz ofiste...
fazla kurcalamadan konuya girelim.
kaç akşam geçti hala beğendiğim başka bafta fotoğraflarını sizlerle paylaşamadım çok değerli okurlar.
çok acayip ve fakat içi ne yazık ki boş olmasa da tatminden uzak bir yoğunluk silsilesi içindeyim.
bu da geçecek elbet.
the artist'i geçen gece, ondan önce de take shelter'ı /sığınak izlemedim sanmayın.
her ikisini de çok sevdim.
kategorilerinin çok iyi birer örnekleriydi.



filmdeki en sevdiğim sahnelerden biri de peppy miller ya da berenice bejo'nun aktörün soyunma odasında george valentin'in giysilerine sarıldığı o an.

the artist: çok artiz
the artist'te en çok aktörümüz george valentin'in seslerle ilk yüzleşme anını sevdim. dansları ve müzikleri de bir o kadar beğendim. köpek uggie'yi de sevdim. ama fazla 'artiz' bulduğum herşeyden uzak durmayı tercih ederim. zaten beklenti (alınan duyum) ne kadar yüksekse sonuç bir o kadar düşük oluyor bizim buralarda. ki the artist ve düşük aslında aynı cümle içinde kullanmayı asla tercih etmediğim ve öyle hissetmediğim iki kelime. yani: tavsiye ediyor muyum? evet ediyorum.



michael shannon'ın karakterinin durumunu kabulleniş hızı ve bilinçli hali de göz yaşartıcı. ortada bir sorun yokmuş gibi davranan insanlardan ve gerçeklerin görmezden gelinmesinden de çok bıkmışım sanırım.


take shelter: bir oduncu gömleği
take shelter ise the artist ne kadar sahnedeyse o kadar geride durmayı tercih eden bir organizma. o da başınızı göklere çıkarmıyor ve hayatınızın filmi olamıyor belki ama performanslar sakinlikleriyle vuruyor, içinize işliyor. michael shannon zaten kalbimizde farklı yer olan aktörlerden. jessica chastain bu senenin yıldızı olmaya bu filmle bir kez daha yaklaşıyor. peki ya ikilinin küçük kızını canlandıran towa stewart'a ne demeli? bu kadar mı tatlı olunur? bu kadar mı yumuşak huylu olunur. jennifer aniston'ın çocukluğunu canlandırabileceğini düşünüyorum bir de. ekranda bile tahammülüm yok yaramazlık yapan çocuk görmeye. sakince iletişen insanlar izlemek istiyorum. yanlış anlaşılmalar olmadan, dümdüz.

şöyle bir düşünüyorum da, oskar adaylarına bir kez daha sinir oluyorum. haksızlık. ne hesaplar dönüyor merak ediyorum. benim için kırmızı halıdan öteye gidemeyen bir oluşum artık oskar. bu hep böyleydi de, bu sene doruğa çıktı.

son söz: geçtiğimiz hafta sinemada tinker tailor soldier spy/köstebek'i izlemeye giden ebeveynim, filmi beğendiklerini, ancak, dünyada casuslar olmamış olsalarmış da gündelik yaşantımızı gayet rahat sürdürebileceğimize kanaat getirmişler. onca katakulliye ne gerek var derler, çok da haklılar bana sorarsanız. hala gülüyorum düşündükçe bu yorumu. kendi gerçeğini fazla ciddiye alan insan ve kurumlar beni sadece güldürüyor zaten.