![]() |
| sevimliliğin seksapele dönüştüğü yerde takılan birisi brochere |
lizzie brochere american horror story, asylum, yani dizinin ikinci sezonunun fransız maliki.
evet ikinci sezona da başladım, hatta planım üçüncü sezonun birkaç bölümünü biriktirmek bu arada da kendimi akıl hastanesiyle oyalamak.
lizzy ile bundan yaklaşık üç sene önce çukur meyhanede tanıştım. uzun masamızın diger ucunda oturuyorlardı erkek arkadaşıyla ve iki masanın sohbetleri bir süre sonra birbirine karıştı. istanbul'un kaotikliğine hayran her avrupalı kadar sıradan sebepleri ve görünümleri vardı. ne iş yaptığını sorduğumda aktris olduğunu söyledi, sanki asıl işi bu değildi. çok da üstünde durmadı. önünde fena olmayan bir proje vardı. aşina olduğum birkaç isim söyledi ben de heyecanlandım, sinemaya ilgi duyduğumu anlattım. sonra peyote'ye (diye bir yer) gideceğimizi isterlerse bizimle gelebileceklerini söyledik. geldiler. alkolün ve gürültünün oranı arttıkça sohbet azaldı, vedalaştık. birkaç gün sonra lizzy brochere'i araştırdım, hatta facebook hesabına bir mesaj bile attım. ama bana cevap yazmadı. (üzgün surat) diyeceğim o ki beyoğlu'nda dolaşırken dikaktli olun karşınıza her an fransız bir starlet çıkabilir.
dördüncü bölüm itibariyle franka 'run lola run' potente de girdi kadroya, kendini anne frank sanıyor, belki de gerçekten öyledir. ikinci sezonda chloe sevigny de var bu arada. saçları tam da gerçek hayatta isteyeceği bir yerinden kazıtılmış durumda.. so very convenient for her. jessica lange ve sarah paulson ise ana kadroyu oluşturan iki isim olarak burada sırasıyla; fahişe ve alkolik geçmişini örtmeye çalışan baskıcı rahibe ve kendini bir anda akıl hastanesinde bulan lezbiyen gazeteci rolündeler.
ilk sezonu dün bitirdim, taissa farmiga'nın gerçekte ölü olduğunu öğrenmesiyle başlayan hıçkırıklarını çok etkileyci buldum. bunun dışında hikaye daha ilk bölümden beri gitmesi gereken yere gitti. evin son sahibi olmaya karar veren aileyi korkutup kaçırma çabaları (hep onların iyiliği için) ise son bölümün yarım saatini filan kapladı ve buna hiç de gerek yoktu.
olayların bir şekilde auschwitz'e bağlanması (atilla iyi ki izlemiyor) insanların aynı şeyi defalarca dinlemekten sıkılmadıklarının bir göstergesi. killer loop. başka çare kalmayınca hop auschwitz.
ayrıca lana (sarah paulson) 'bloodface'in ses geçirmez bodrumunda uyandığında katilin ona croque monsieur hazırlıyor olması da pek bir v for vendetta. gerçi v evey'ye yumurtalı ekmek yapıyordu ama olsun. yumurtanın tek sevdiğim hali olduğu için ayrıca ilgimi çeker. gerçi benim hazırlama şeklim farklı ama v yaparken çok daha iştah açıcı görünüyor. neyse zaten asylum'da yaşananların v for vendetta ile yakından uzaktan alakası yok, yumurta ve maskelerden başka...
