ben yıllardır zaman zaman kedim (rita) için ağlayıp durdum; öleceği günü düşleyip. herhalde günlerce eve kapanacağımı, kimseyle ağlamadan konuşamayacağımı, belki işten bile izin alacağımı hesapladım. insanın kedisi 18'ini geçince böyle şeyler düşünmesi tabii. etrafımda aile bireylerini kaydebip de birkaç güne işbaşı yapanları görünce garip olduğumdan emin oldum bu geçen yıllarda. nasıl başa çıktıklarını hiç anlayamadım, gıpta mı etsem tuhaf mı bulsam karar veremedim. sonra kedim gerçekten öldüğünde bunun derin derin sızlayan, arada kendini unutturan, unutturduğunda utandıran bir sinsi acı olduğunu anladım. bahsetsen bahsedemiyorsun, kendini tekrar ediyorsun, ağlıyorsun ama çok da hakkın yokmuş gibi geliyor, insanlar ölürken sana da ne oluyor, ama tüm bunlar sonucu değiştirmiyor. böyle ıslak, soğuk, günlerde yıllardır özlemini çektiğin evine günün ortasında dönebilme özgürlüğüne kavuşup da o tüy yumağını salondaki rengi solmuş pufun üstünde görmediğinde ipler kopuveriyor. neyse o da kısa sürüyor, çünkü evde yapılacak işler nasılsa asla bitmiyor.
tüm bunların yozgat blues'la ne alakası olduğunu ben de bilmiyorum. o yağmurlu gün, bugün. bağlantı bu. uzak kaldığım ve mesafemi kapatmak için uğraştığım yerli sinemanın çok güzel bir örneğini izleme şansına sahip oldum sabah sabah. 'sabah sabah' film izlemek de ayrıca güzel bir şey. yıllar önce üniversitedeyken çıkardı böyle fırsatlar nadir de olsa, 2001 space odissey'yi matine ötesi bir vakitte: 9 itibariyle başlamıştık izlemeye örneğin, tüm salonun içilen espressolara rağmen uykuya yenik düştüğünü tahmin edersiniz. hayrettir ki ben uyumamıştım, ben ki aksiyonun en ortasında gözlerimi dinlendiririm. konudan yine saptım.
yozgat blues istanbul'da başlayıp adından da tahmin edebileceğiniz üzere yozgat'ta gelişen ve neticelenen bir hikaye. konudan bahsetmeyi hiç sevmiyorum, filme gitmeden önce kendim de okumuyorum, o yüzden iyi bir şeyler izleyeceğinizin, çok iyi performanslarla karşılaşacağınızın garantisini vermekle yetiniyorum. yavuz (ercan kesal), neşe (ayça damgacı) ve salih (tansu biçer) su gibiler. yönetmen mahmut fazıl coşkun'un ilk filmi 'uzak ihtimal'i çok istesem de izleyememiştim vizyona girdiğinde. şimdi onun da sırası geldi. herkesin ellerine sağlık, vakit yaratın, fırsat bulun, bu cuma yani 6 aralık'ta vizyona girecek filmi izleyin. (gösterim yer ve saatleri için de tıklayın şöyle çekinmeyin)
| ercan kesal, saçsız da(ha) güzel. |
| terzi kendi söküğünü, berber kendi saçını kesemezmiş. hem ne demişler, kadın saçında erkek sakalından daha çok para varmış. (tansu biçer as salih) |
| neşe (ayça damgacı) dağınık topuz sevmesine rağmen saçlarını yarım atkuyruğu topladığı da oluyor. |
| yeni yozgat gazetesi okuyucusu yozgatlılara vermek istediğiniz özel bir mesaj var mı? |
