bir liste: en sevdiğim korku filmleri*

scream, drew barrymore
*ya da en çok korktuğum, ürperi ürperi olduğum

B İ R K O R K U F İ L M İ M A N İ F E S T O S U by A V E R Y K O R K A K D E N İ Z T O K G Ö Z

scream’den neler öğrendik? gerçi ikinci, üçüncü filmle kurallar revize edildi ama ana fikir şöyle: seks yapmak ölmekle eş değer. seks yapmayın. hele bir de bakireyseniz filmin sonunu getirmek için en büyük şans sizde demektir. kendinizi tutun, sakınmak kazanmaktır. arkadaş ortamının kalabalığını bırakıp mutfağa bir bira kapmaya filan giderken asla, “birazdan dönerim,” demeyin. nazardır, değer, dönemezsiniz. hiç üstelemeden direkt vedalaşın dostlarınızla. zaten içki de içmeyin. aklınızın sürekli başınızda olması gerekli, zihninizi dinç tutmalısınız. katilden kaçarken arabayı çarpabilirsiniz mesela en basitinden, mazallah. soluk benizli birini görürseniz eve davet etmeyin asla, kapıdan bir, “merhaba,” deyip gitsin, cehenneme kadar yolu var, kelimenin tam anlamıyla öyle, gitsin cehenneme size ne. vampir çünkü. vampirleri eve almıyoruz. ne yapmıyoruz? vam-pir-leri e-ve al-mı-yo-ruz! sevdiklerinizle, hele de birlikte yaşadığınız eşiniz, dostunuz, aileniz, partnerinizle bir anlaşma yapın; günün birinde tuhaf şeylere şahit oluyorsunuz diyelim yaşadığınız yerde, sözünüzü tutun, birbirinize inanın. ikiletmeyin, “dalga geçme abi,” demeyin, bi karaltı gördüğünü mü söylüyor, inanın ve orayı derhal terk edin defolun gidin ne duruyorsunuz gerçekten hiç gerek yok yani. eşyalar sürekli ye rmi değiştiriyor, garip müzikler mi duyuyorsunuz gecenin bir vakti, sanki oyuncak sesi gibi, ninni de olabilir, topuk. peşinizdeki katille yüzleştiniz diyelim, katilin de insan olduğunu var sayalım, kötücül bir varlık filan olmasın, onunla savaştınız ve savaşı da kazandınız diyelim. sakın ama sakın ha öldüğünü varsaymayın. çünkü bir seferde asla ama asla ölmez bunlar. elinizde ağır bir cisim mutlaka bulunmalı, son bir darbe daha indirin ne kaybınız olur? hiç mi böcek öldürmediniz, öyle düşünün. zombileri nasıl bilirsiniz? biraz saf, tüm kötüler arasındaki en naif varlıklar onlar sanki değil mi? hiç inanmayın, bir toplaşmaya başladılar mı hayatta başa çıkamazsınız. karıncalar gibi düşünün, gördüğünüz yerde yok edeceksiniz. peki nasıl yok edeceksiniz? beynine hedef alacaksınız bu kadar basit. tabancanız varsa ilk önerim o, samurai kılıcı da ikinci, tek celsede kafa kopartıla, çünkü başka türlü sümük gibi takılır peşinize, “brain, brain,” diye mırıldandıklarını duyar gibiyim, hayır rüyada değilsiniz. diyelim ki evinizin konforundasınız ama illa bi huzursuz olmak istiyor ve korku filmi izliyorsunuz diyelim, o da gerçek bir kötüyle karşılaşmak kadar korkunç bir deneyim olabilir ne de olsa, ayaklarınızı kanepeden aşağı sakın ha uzatmayın, yerden neyin geleceği belli olmaz. yerinizden asla kalkmayın, çok mu çişiniz geldi film durdurulsun, bütün ışıklar açılsın, filmi izlediğiniz kişi ya da kişilerden en az biri sizinle birlikte banyonun yolunu tutsun, kapıyı asla tam olarak kapatmayın, bırakın çişinizin sesi tüm evde yankılansın. zaten birlikte korku filmi izleyecek kadar samimiyseniz bunu önemsemeyecektir. filmin gerilimi çok yükseldi diyelim, fosforlu gözlerini size dikmiş bir rahibe aynadaki yansımaya mı karışmak üzere, kamera karanlık koridorda birkaç saniyeden fazla mı takılı kaldı, filmin müziğinin gittikçe tizleştiği o saniyelerde yapılması gereken sesi tamamen kapamak. bir anda kendinizi filmin setinde o an sahnesi olmayan oyuncularla kahve içip bir şeylere kıkırdarken bulabilirsiniz bunu yaptığınızda, o kadar etkili bir yöntem. ha bir dakka, filmi yalnız mı izliyorum dediniz. o zaman ben ne yapayım arkadaşım, kaşınmışsınız siz, artık benim sorumluluğumda değilsiniz, uykusuz geceleriniz hayırlı uğurlu olsun inşallah. sevgilerimle, happy halloween.

peki en sevdiklerim?
Korku filmlerini seviyorum ama neden sevdiğimi bilmiyorum.Bilmiyor muyum? Biraz düşünelim… Adrenalin? Galiba. Çünkü gerçekten çok korkuyorum, çoğu sahneye bakmıyorum, bakamıyorum, yanımda oturanın elini koluu morartırcasına sıkıp stres topuna çeviriyorum, patlamış mısır kovasında kendimi kaybediyorum nefes almadan ve avuç avuç yediğim mısır taneciklerinden boğulma tehlikesi geçiriyorum bazen -mesela 2017 It’te iki kovaya çıkmışlığım var tek başıma- ayrıca bunlar hep maliyet-neyse ki evde de çok iyi patlatmayı seneler içinde sık pratikle öğrendim, beklerim. 
Hayatım boyunca beni en çok korkutan, geren, sinirimi bozan, “Allah bu filmi çekeni de, izleyen beni de nasıl biliyorsa öyle yapsın," dedirten filmleri paylaşmak istiyorum sizinle. Halloween bahane, bizim evde korku hep şahane derdim ama değil, korkunun nesi şahane, delirdiniz mi? 

Yani, evet, aralarında gerçekten şahane, sadece ‘korku’ etiketi altında bir kenara atılamayacak kadar iyi filmler var. Son yıllarda çıkanlar arasında bazıları klişeleri bozdu -Insidious’ın astral seyahatleri mesela, sonunda düşmanımız yalnızca bir ev ya da kızgın bir ruh değildi, ele geçirilmenin bir sebebi, bir mantığı vardı. Ya da It Follows, Denzel Washington’ın başrolünde oynadığı 1998 yapımı Fallen’ın (Time Is On My Side, Yes It Is, katil Sympathy for the Devil’den bu sözleri mırıldanır) banliyö uyarlaması sayabileceğimiz, bedenden bedene atlayan ruh hikayesi ne kadar başarılıydı… Hereditary ve Midsommar ile kanın gövdeyi daha da çok götürdüğü süper rahatsız edici Ari Aster filmleri izledik birkaç sene aralıkla. Bu ikiliden Hereditary’yi başka bir yere, daha üstün bir pozisyona koyduğumu da belirtmek isterim elbette. Ama trajedileri gündelik meseleler olarak algılamak gerektiğine dair ders verdiğini düşünüyorum her iki filmin de. Get Out’un geriliminin daha ilk sahneden başlamak kaydıyla sürekli sabit dozda devam edişi-gerilim denince Whiplash’i de anasım geldi, neyse- işi bir de ırkçılık sosyal meselesi üzerinden ele alması. Us ile aynı başarıyı yakalayamasa da orda da görsel olarak iyi bir dil yarattığını düşünüyorum komediden korkuya evrilen yönetmen Jordan Peele’in. The Conjuring serisinin yarattığı korku evrenini de çok beğeniyorum. Patrick Wilson ve Vera Farmiga’nın şefkatli yuvalarının aslında nasıl karanlıklara gebe, ne feci iblisler barındırdığını ve o odanın kapısının hiç açılmaması gerektiğini, Lorraine Warren’ın bile başa çıkamayacağı lanetlerin var olduğunu en son Annabelle Comes Home ile iyice öğrendik. The Sixth Sense ve The Others’ın şaşırtıcı sonlarıyla kendilerine bağlayan soğuk atmosferleri ve benim üç ay boyunca uyku uyuyamamamı garantileyen The Ring’in taşlaştırdığı bedenleri de unutmadım. Filmi izledikten sonraki o üç ay boyunca odamdaki 37 ekran tüplü ve üzerindeki düğmesine basılıp kapatılmadığında gecenin bir yarısı kendi kendine açılabilen televizyonu gözlerimi kısıp el yordamıyla kapamaya çalıştığım zamanları da asla unutmayacağım. Defalarca izlediğim Scream’i, filmin korku kurallarını yeniden yazışını (ya da ilk kez dillendirişini- Syndey Prescott’ın katille ilk karşılaştığı akşamdan hemen önceki o alacakaranlığı hiç sevmememin sebebi de bu filmin ta kendisidir ne de olsa. Scream deyince The Craft’ı da düşünmeden edemem, ikisinde de Neve Campbell oynuyor diye değil de benim o ergen yıllarıma damga vurduklarından. Bir de tabii, “Acaba ben de cadı olabilir miyim?” -anne ben cadı mıyım?- diye düşündürttüğü için olabilir, yoksa korku filminden saymıyoruz The Craft’ı elbette...
Bu böyle uzar gider, tek tek paylaşmamda yarar gorüyorum şimdi:
şu videoya da göz atabilirsiniz, hemen altındaki listeye de...


EN SEVDİĞİM KORKU FİLMLERİ: #birliste (alfabetik)
a quiet place
annabelle
the autopsy of jane doe
the babadook
birds
carrie
christine
the conjuring(s)
eli
final destination
friday the 13th
get out
house at the end of the street
hereditary
i know what you did last summer
insidious
it (2017)
it follows
lights out
lost highway
the others
personal shopper
psycho
the ring
rosemary’s baby
scream
the shining
the silence of the lambs
the sixth sense
the witch
thesis
veronica






Yorumlar