bu hafta vizyonda (10 şubat)




merhaba pek muhterem izleyiciler. haftanın filmlerini bildireceğim şimdi, ya da az sonra, hayır şimdi, haydi bakalım!

vizyon bir haylli ilginç ve kalabalık, son haftaların en iyisi bile diyebiliriz hatta.
oskara aday olan, aday olması beklenirken olamayan, hayal kırıklığına uğratan, şaşırtan, ve geçmişten günümüze 3d'leşip dönen tam yedi tane filmimiz bulunmakta.

tiridileşip dönen kategorimizdeki film bir george lucas'ın efsanesi olan yıldız savaşlarının ilk filmi ama aslında dördüncü filmi tabii hayranları bilirler. macerayı bir kez daha ve bu sefer üçboyutlu oarak yaşamak isteyenler buyursular efendim.

ikinci sırada bir denzel washington filmi duruyor: düşmanı korurken/safe house. kendisi uzun süren sessizliğini sanki hiç olmamış gibi göstermek için olacak klasik rollerinden biriyle geri dönmeyi seçmiş beyazperdeye. yanında da ne yapacağıma bir türlü karar veremediğim ryan reynolds duruyor. işte o bir cia ajanı ve capetown'da gizli ama faza sakin bir bölgede görev süresini doldurup daha heyecanlı işlere başlamayı bekliyor da sırada cia'yi terk edip bir de iplerini pazara çıkarmak isteyen washington tutuklanıp tam da bizimkinin kafa dinlediği o eve getiriliyor ve ier tabii karışıyor... izlenmez mi izlenir. yönetmen daniel espinoza'nın ilk sinema filmi bu aynı zamanda. kendisinin bir fotoğrafını gördüm az önce ve isveçli olduğuna inanmakta zorluk çektim.

üçüncü filmimiz bir adam sandler 'komedi'si jack & jill. tek aktörün iki kişiyi aynı anda canlandırdığı o gıcık filmlerden. beni hiç ilgilendirmiyor. ama siz adam sandler'cıysanız ki aslında derinlerde bir yerlerde örneğin the wedding singer ya da punch drunk love'da ben de öyleyim, filmde bir de katie holmes bulunuyor. holmes'un çabaları nasıl sonuç verecek merakla bekliyor ve bu savaşı kazanmasını ümit ediyorum ne yalan söyliyeyim.

marilyn'le bir hafta/my week with marilyn bu haftanın heyecanlı yenilerinden. benim için artık değil çünkü biliyorsunuz randevu istanbul film festivali'nde zaten izledim, ama yine de michelle williams'ın başarılı performansını, yemyeşil ve berrak ingiliz semalarını ve monroe halleri görmek için gitmenizi öneriyorum.

köstebek haftanın en güçlü filmi belki de. benim bir türlü izleyemediğim 'tinker tailor soldier spy' başrolündeki gary oldman'a ödüller ve adaylıklar hediye etti bol bol. 60larda geçen filmin bir kısmı da istanbul'da çekilmişti hatırlarsınız belki, colin firth şehrimize gelmiş, çok sevdiğim bir pizzacı olan çukurcuma 49'da yemek yemiş ve arkadaşlarımla sohbet etmişti. hala kıskançlıktan küçük dilimi yutacak gibi oluyorum.

ardından drive geliyor. ryan gosling ile albert brooks'un başrollerinde oynadıkları filmi inatla oskar ya da altın küre adayı yapmadılar.kendileri bilirler. böylelikle daha çok değer kazandılar benim gözümde. albert brooks örneğin en yardımcı erkek oyuncu dalında kesinlikle tüm ödülleri toparlayacak gıcık mı gıcık bir performans sergilliyordu. filmin müziklerinin harikalığından bahsetmiyorum bile...

ve the help. oskarların incisi herkesin en birincisi. gazeteci olmak isteyen erkek fatma emma stone beşinci sınıf insan muamelesi gören siyahların yaşadıklarını anlatan bir kitap yazmaya karar verir. yürek burkan ve geleceğe umutla bakmamızı sağlayan bir romandan uyarlama 'the help/duyguların rengi' pardon duyguların rengi mi dediniz? mor mu demek istediniz? neler saçmaladınız siz öyle kuzum. ben demedim mi müştemilat diye çevireceksiniz siz onu hiç dinlemiyorsunuz ki beni! şaka bir yana 'duyguların rengi' (gülümsememe engel olamıyorum) neden bu kadar az salon sayısıyla çıkıyor vizyona şaşırdım. türkiyede oskar çok nemli bir mevhum değil mi? oskar kazanan filmler tekrar vizyona girmez mi? şaşırdım...