uc film birden


1. 3 eylul 17:00, sala grande, poulet aux prines, marjane satrapi
2. 4 eylul 09:00, sala biennale, contagion, steven soderbergh

3. 4 eylul 11:00, sala darsena, terraferma, emanuele crialese



poulet aux prunes, golshifteh farahani, mathieu amalric.

marjane satrapi'yi beni yine cok duygulandirmis olan persepolis filminin yazar ve cizeri olarak taniyorsunuz. buyuk bir inat sergileyerek girmeyi basardim salona dun. sala grande'yi gormek murdum erikli tavuk'u gormekten daha cok onem tasiyordu acikcasi, film baslayana dek. iyi ki sabretmisim bizi siradan cikarmak isteyen gorevliye ragmen. sala grande'deki (buyuk salon) filmer halka acik, yani bilet de satiliyor koltuklar icin. basin ve endustriden olanlar ancak biletler harici yer kalirsa girebiliyorlar salona. dun 17:00 seansi icin tum biletler tukenmisti. ve ben 28. olarak salona adimini atan son kisi oldum. bugun pala biennale salonunda da izleme sansim olacakti, ama arkasindan gelen seanslari kacirmam demek olabilirdi bu. yani anlayacaginiz, bir suru acidan cok dogru bir karar vermisim. kenarda azicik oturma bahanesiyle ve yasindan utanmayip en az sekiz kisinin onune gecen o kadini da bir kez daha kiniyorum huzurlarinizda. girememis olsaydim eger buyuk olay cikaracaktim. bana dokunmayan yilan bin yil yasasin yani evet. film cok guzeldi, fransizca olmasi ve jamel deggouze'nin varligi once amelie'yi, ancak duygusalligi bir kenara birakip aklimi toplayinca da moulin rouge'u animsatti. yonetmen, yazar ve oyuncularin salonda bulunmasi, satrapi'nin seyircinin alkislari karsisindaki gozyaslari, filmin sahane goruntuleri, muhtesem set tasarimi ve hikayesi, beni de aglatti ne yalan soyliyim sevgili izleyiciler. turkiye'de de vizyona gireceginden emin oldugum filmi kesinlikle izlemelisiniz.


contagion, chin han, marion cotillard.

contagion bastan sona dinamigini yitirmeyen, cok muhtemel kliselerin altinda kaybolmayan, bol yildizli bir steven soderbergh filmi. dun sal'in sirasinda beklerken aralarinda filmi tartisan amerikali gazetecileri tekrar edecegim: etrafimdaki tum oksuruk ve tiksiriklarin farkinda oldum. elimi yuzume surmek istemiyorum. basta matt damon olmak uzere tum oyuncular cok basarili, laurence fishburne' kendimi emanet etmek istedim, morpheus'tan beri boyle babacan olmamisti sanirim. tek sikinti sonlara dogru azalan detaylar belki de yasanan tum bu trajediyle ilgili. ama bu 'yavaslama' diyelim, son sahneyle birlikte kendini unutturuveriyor hemen. outbreak'i de oyle.


terraferma, filippo pucillo.

terraferma, respiro'nun yonetmeni emanuele crialese'nin venezia68'deki yarisma filmlerinden biri. sicilyada gecen terraferma(anakara) balikcilikla ugrasan bir ailenin bir gun denizin ortasinda etiyopyali multecilerle karsilasmasinin ardindan gelisen olaylari anlatiyor. basroldeki filippo pucillo'nun performansi inanilmaz. olup bitenin trajedisine tatli ve yumusak ogeler katilarak hafiflese de etkisini yitirmiyor film. komiklikler bir kenara, deniz manzaralari oyle guzel ki, ister istemez yumusuyorsunuz zaten karsilarinda.

simdi hem kendi hem de telefonumun karnini doyurmak icin uzaklasiyorum buralardan. bekle beni engin!