berlin gunlukleri, 3

mea vulva, mea maxima vulva...
gonul isterdi ki bugunu uzun uzun yazayim, ancak 12 dakikaya kalkmam gerekiyor bu masadan, beni kovduklari icin degil, filme yetismem gerektiginden. (12 dakika nerde, 5 saat gecti bunu yazmamin uzerinden, filmler, partiler derken simdi sicacik evimdeyim)
belki yolda haribo da alirim, canim cekti az once. (haribo filan alamadim, zar zor koltuk kaptim anca)
kutur kutur elmami yemesini de biliyorum ancak altin ayiciklarla kapismasi zor elmanin bana soracak olursaniz.



shia labeouf basin toplantisinda cantona cekmis, bilgi icin ni kural'a tesekkurlerimi iletiyorum
ben de oradaki diger gazeteciler gibi,

gun nymphomaniac'la basladi uzun lafin kisasi sevgili sinemaseverler.
kendisinden bekleneni verdi ve gitti.
ikinci bolumun reklamini da yapti giderken.
ki bu birazcik komikti.
insan dizi izler gibi hissetti kendini bir an, 'next on nymphomaniac!' cumlesini duymadik ama yaklastik.
keske yarin da gune ikinci bolumle baslasak ve joe'nun maceralarinin nereye, daha dogrusu nereye vardigini biliyoruz ne de olsa, nasil varacagini goruversek.
berlinle ilgili su bilgiyi vermek istiyorum, hayat paylasinca guzel.
ornegin bugun en sonunda aksam 6 civari icmeyi basarabildigim kahvemi icerken yalniz degildim, sohbet edebilince keyfim yerine geldi, sohbet edebildigim kisilerin film konusundaki bilgi dagarciklarinin genisligi zaman zaman kendi adima utandirici olsa da ne zaman susmasi gerektigin artik ogrenmis biri olarak sadece dinlemenin tadini cikarmasini bildim.

new york'ta da sana boyle uzun uzun bakmistim
hatirlamadin mi demeye dilim varmadi...
ikinci film historia de mieda / korkunun tarihi benim icimi cok acmadi.
salona biraz gec gitmemin mukafatini ise juriyle ayni anda iceri girerek aldim, christoph waltz'la birazcik wals yaptik gibi oldu, ne guzel oldu, filmin ilk 10 dakikasi acaba biraz dikkatli baksam kafasini secebilir miyim, acabalariyla gecti...
fakat en guzel yani iki kisilik koltuga ayaklarimi uzatarak izleyebilmem oldu. filmmis yonetmenmis senaryoymus bunlar bir yere kadar, ayaklarin yuksekteyse sorun yok demektir.


gunun son filmi ise two faces of january idi. bu patricia highsmith uyarlamasinda basrolde viggo mortensen, kirsten dunst fakat onlardan daha onemli ve hatta filmin oturgacli goturgeci olarak en son inside llewyn davis/sen sarkilarini soyle'de izledigimiz oscar isaac oynuyorlardi.
yonetmen hossein amini'yi drive'in senaristi olarak bilirseniz takdir edersiniz, ancak burada oyle cok buyuk bir meziyetini goremiyoruz ne yazik ki. siradan bir polisiyeye donusen, yetenekli bay ripley'in sonuk cok sonuk, golgede bir uyarlamasi gibi...
kirsten dunst'a belki de o kadar hak etmedigi bir sevgilm vardir, gecenlerde on the road'i da yeni izlemisken, bu donem hallerinin ona ne kadar yakismadigina, ustunden suklum puklum dokuldugune ne yazik ki son kez karar verdim...
geceyi turk sinemasinin 100. yili partisyle kapattim. yarin erken kalkabilmek adina erken terk ettim ve kararimdan henuz pisman olmadim. metroyla da aram iyi gidiyo geceleri nedense, gunduz kaybettigim dakikalari gece kazaniyorum ne gariptir ki.
ha bu de simdi nympho'nun muhtemelen cannes'da gosterilecek ikinci yarisini, long version, mutlaka izlemem gerekitiginden, biletimi ayirtsam iyi ederim der ve devrilirim.
iyi geceler efendim.