bu kızlar bağımsız: bir liste


tuhaf yakışıklılar listemi hatırlarsınız, bunlar da güzel, ama aslen birkaç istisna dışında sadece bağımsız filmlerde karşımıza çıkan kadın aktörler.

bazı çok bariz kişileri koymayı reddettim listeye, bilmiyorum, sonradan ekleyebilirim de tabii, lena dunham gibi, shailene woodley'yi de aynı kategoride değerlendiriyordum ama so yıllarda o kadar çok filmde oynadı ki liste onsuz eksik kaldı. 

yaş için de bir sınır belirlemeye çalıştım, ama arada keri russell gibi 30'larını yarılamışlara da rastlayacaksınız. hani jennifer connelly neden yok, amy poehler neden yok filan diye soracak olanlara şimdiden belirteyim. 

güncellemeler olacaktır, siz de yorumlarınızı sakınmayın!
ve şimdi, buradan buyrun



mozart in the jungle ve gone girl'de izledik lola kirke'ü,
ablası jemima da aşağıda bir yerlerde.
bu listenin bir de kız kardeşler spin-off'unu yapmayı düşünüyorum...

elimizde büyüyenlerden.com. jena malone'u en son hunger games, mockingjay'de izledik, ama kendisiyle ilk stepmom'da susan sarandon'ın julia roberts'a anne demeye hazırlanan kızı rolünde, yıllar sonra da çok sevdiğim donnie darko'da karşılaşmıştık. 

mia wasikowska bir zamanalr alice'ti, geçen yıl kendini tracks'te çöllere vurdu,
julianne moore'la maps to the stars'da oynuyor şimdi, beyoğlu sineması'nda gösterimde film meraklısına.

işte jemima kirke, resim yapıyor şarkı söylüyor, oyuncu, sanat ruhuna işlemiş ve girls'ün en başına buyruğu

rashida jones sevmeden duramadıklarımdan, bazen dayanamamaya karar veriyorum, ama olmuyor, bana kendini sevdirmenin bir yolunu elbet buluyor. parks and rec'teki rolü uzadı diye oldu o da, neyse, çaresini buldular. şimdilerde daha ziyade yazıyor, toy story 4 mesela, onun ellerinden çıkacak. celeste and jesse forever'ı da unutmamalı, andy samberg'le...

elimize aldığımızda da zaten bu boydaydı, aradan 20 yıl geçti bir tek saçları değişti keri 'felicity' russell'ın the americans'ını izlemek henüz içimden gelemedi, ama seviyorum

en son woody allen'la da çalıştıktan sonra emma stone'u neler bekliyor bilmiyorum, ama birazdan açıklanacak oscar adayları arasında adı geçecek diye tahmin ediyorum (birdman) (geçti)

gaby hoffmann da yıllardır bizimle, en son transparent ondan hemen önce de girls'de adam driver'ın kız kardeşi olarak izlemiştik. çırkin algılanmaktan korkmayışındaki ihtirasından çok etkileniyorum. burda güzel ama mesela...

kate mara'nın (kız kardeşi rooney de aşağıda bir yerlerde olacak) house of cards'daki oyunculuğunu sevmiştim. hızlı ayrılışının şok etkisi de kısa sürmedi. ama onu henüz konumlandırabilmiş değilim, yani bu hayatta ne yapmak istiyor bilmiyorum. duyduğuma göre babaları çok zenginmiş, yani bir şey yapmasa da olacaklardan...
böyle de basit bir insanım işte.

alicia vikander'in güzelliğine bakmaya doyamıyorum. evet. anna karenina'da gördük ilk, ben en azından, şimdi de oscar isaac ve domnhall gleeson'la ex machina'da bir robotu oynuyor. isveçli. robot değil, vikander.

anna kendrick meğer bu işlere broadway'de başlamış ve ilk tony adaylığını ve ödülünü 10 yaşında mı ne almış. sahne tozu yutmuşlardan yani. çok tuhaf bir fiziği var, yetenek fşkıranlardan.

bu kız listeye son anda dahil oldu, annabelle wallis adı ve evet çok komik biliyorum ama annabelle filminde başrolde oynuyordu. annabelle'i biliyorsunuz, the conjuring'in spinoff'u. dünyanın en çirkin oyuncak bebeğinin saçtığı terörü anlatıyor 70'lerde, bi ara izleyin, karanlık koridorda tuvalete kadar gidememe sıkıntısını birkaç gün boyunca yaşatmayı başarıyor tüm klişelerine rağmen... neyse kız hoş, yolu açık gibi geldi, bakalım.

bu listenin kraliçesi, böyle ortalarda kaldığına aldırmayın, greta gerwig, yazıyor oynuyor, frances ha ile kalbimizde taht kurdu zaten, ne yapsa izleyeceklerimden.

en tatlı uyuz aubrey plaza, parks and rec sayesinde hayatımıza giren bir başka isim. safety not guaranteed'de de iyiydi, pek saçma bir zombi filmi olan life after beth'te de. komik olmaktan başka çaresi yok gibi

kirsten dunst benim tartışmasız ne yapsa kayıtsız kalamadığım birisi. ayrıca yaptığı çoğu şey de kişisel favorilerim arasında! vampirele görüşme ile başlayan, the virgin suicides ve marie antoinette ile devam eden, melancholia'ya kadar ulaşan bir kariyer. ha bir de şimdi fargo var! evet fargo! yani seneye ödül törenlerinde de karşılaşacağız kendisiyle, ve o bir kırmızı halı yıldızı

heh rooney mara, hızlı parlayıp hızlı sönenlerden o da. sönmedi daha tabii, parlayacak da, sadece biraz fazla abartıldı zamanında, dindirmeye çalışıyor yavrum o da bu safsatayı, bakalım, bekliyorum, inanıyorum,

olivia thirlby önce en yakın kız arkadaş kategorisinden dahil oldu bağımsız dünyaya (bkz. juno), son zamanlarda ise tek başına da yetebileceğini göstermeye çalışıyor ama daha olmadı, olacak, az kaldı

carey mulligan için ne desem az, o da the great gatsby'nin büyük yıkıntısının altından çıkmaya çalışıyor, ama sadece never let me go bile yeter kariyerini kurtarmasına bence, ki çok yetenekli, güzel ve diksiyonu müthiş

chloe grace moretz büyük küçük her yerde oynuyor, yaşı da buna elverişli, daha sadece 16. ama beni ilk cezbettiği yer 500 days of summer olmuştu, küçük bilmiş futbolcu kız kardeş rolunde çok iyiydi. en son sils maria'da da baya beğendim.

kız kardeş kategorisinden biri daha, boynuz kulağı geçenlerden yanlız elle fanning. en son maleficent'teki prensesti, bu rolü çok istemişmiş, hep prenses omak istermiş, tatlı şey. benim dikkatimi ilk super 8'te çekti, sonra somewhere geldi, şimdi de john hawkes'un kızını oynadığı low down'ı bekliyorum merakla

bir kraliçe de burada, cep boyu ama olsun. ellen page de bundan sonra hiçbir film çekmese, sadece juno'nun getireceği başarıyla aykta kalmayı başarır. öyle iyi bir film, öyle iyi bir performans.

hollywood'un en main stream kadını julia roberts'ın yeğeni olarak başlayınca mesleğe, ister istemez bazı klişeler düşüyor yoluna. ama emma roberts bana sorarsanız bunların üstesinden gelmeyi başardı.
en son james franco ve gia coppola'nın palo alto'sunda da american horror story'de de gayet işler çıkarıyor.
bir favorim de it's kind of a funny story. adult world'ü de izleyin...

felicity jones'u tanımlamak için tek film yeterliydi, like crazy, ama yıllar sonra sonunda yanına bir yenisi eklendi: the theory of everyhting. belki de oscar adayı... (evet, aday)

kaya scolderaio'yu skins'le tanıdık, leş ingiliz dizisi,  sonra salvatore ferragamo ile dünya turuna çıktı, maze runner'ı da izlediğimi itiraf etmekten çekinmiyorum, ondan daha büyük şeyler bekliyorum, sabırlıyım.


emily browning benim için lemony snicket'in talihsiz serüvenler serisi'ndeki en büyük kız kardeş olmaya tuhaf ve rahatsız edici sleeping beauty sonrası bile devam ediyor. god help the girl'ü de hala izleyememiş olmaktan büyük sıkıntı duymakta olduğunu belirteyim..


ikiz ablalarını doğduklarından beri tanıyoruz, fakat elizabeth olsen bir anda çıkıp ortalığı birbirine katmasını bidi arka arkaya bir sürü bağımsız filmde birden rol alarak. sonra godzilla geldi, araya bir de oldboy sıkıştırmasını bildi. ekrana çok yakışıyor, kırmızı halıya da 
imogen poots'un varlığını öyle hemen kabullenemedim. sonra da ne acayip bir yüzle karşı karşıya olduğumu fark ettim. a late quartet, that awkward moment, filth... izlemeye devam ediyoruz.

juno temple karşınıza her yerden çıkabilir, atonement'tan sin city'ye enteresan bir rezümesi ve bir o kadar da enteresan bir yüzü var.  

kate bosworth'un ne iş yaptığını hala tam olarak anlayabilmiş değiliz hiçbirimiz. çok güzel giyinip çeşitli etkinliklere katılıyor, birkaç erkek arkadaş değiştirdi, sonunda evlendi, mutlu olduğu için seviniyoruz, tabii,  ama bana sorarsanız kim kardashian'dan pek bir farkı yok gibi.

the queen of indie. hem de olabilecek en çok hayranlı seri filminden çıkıp yeniden küçük filmlerle devam ediyor. gerçi chanel'in yüzü oldu şimdilerde kristen stewart. sils maria'da o da çok iyiydi bu arada...

the bitch in apartment 23'ü tek izleyen ben miydim bilmiyorum, ama seviyordum. neyse sonra, breaking bad geldi, aslında muhtemelen bb daha önce geli ama, ben dizi final yaptıktan sonra izlemeye başladığımdan... neyse, krysten ritter hollywood standartlarına göre ekstra uzun boyu ve enteresan burnuyla kendine mutlak bir yer edinmek üzere, ya da belki de edindi bile

obvious child bu sene en sevdiğim filmlerden biriydi. jenny slate saturday night live'ı bıraktığından beri house of lies, parks and rec ve married giib zevkle takip ettiğim pek çok diziden karşıma çıkıyor, her çıktığında da ben seviniyorum.

lake bell'in how to make it in america'da giydiği parkayı bulursanız bana getirin. bunun haricinde kendisi daha sık izlemek istediğim, hoş bir insan.

mean girls'deki halini hatırlayanlarınız olacaktır lizzy caplan'ın... hah. sonra party down, ardından da true blood geldi. masters of sex ise bu normal kızın herkes tarafındn tanınmasını sağladı. mean girls, yeniden, ben, istemek!

michelle williams projelerini büyütmediği sürece, bağımsız kaldığı sürece her şey yolunda gidiyor. oz büyücüsünü hatırlamak dahi istemiyorum.

olivia wilde'ın kariyerine hep birikte the oc'de başladık. uzun lafın kısası şimdi otis adında bir bebeği var. drinking buddies isimli çok tatlı bir filmi, the longest week adında daha az tatlı ama yine de izlenebilir bir başka filmi daha var. yani benim size önerdiklerim bunlar...

uzun süre taissa farmiga'yı ver farmiga'nın kızı sana tek kişi ben değilim sanıyorum. tüm dünyayı bir akıl karışıklığına sürüklediler aşırı yaş farkları ve aynı soyadlarıyla (hülya & helin avşar) arada aynı filmlerde oynadıkları da oluyor, iyi anlaşan kız kardeşleri seviyoruz. american horror story coven'da en sevdiğim şeylerden biriydi taissa...

mackenzie davis halt and catch fire'da oynadı bu sene ama ben izleyemedim, içinde çok beğendiğim bir sürü başka yüz olmasına karşın bir türlü içimden gelmedi. that awkward moment ve what if'te de vardı. saçları bu aralar platin, ama ben bu halini daha çok beğeniyorum.

brit marling'i another world'de izlediğimde çok etkilenmiştim. sonra biraz inek öğrenci gibi gelmeye başladı. kendisi sadece ve sadece bağımsız filmlerde oynuyor, en son i origins'de izledim,  siz de izleyebilirsiniz. (zaten sosyal medyadan anladığım kadarıyla çoğunuz izlemişsiniz, iron dvd?)
zoe lister jones'u new girl'ü sıcağı sıcağına takip edenler geçen haftaki bölümden hatırlayacaklardır. ancak ben kendisini yıllar önce breaking upwards'da izleyip merak edilesi bulmuştum.
siz de takip edin. hem yazan, hem de oynayanlardan kendisi.

girişte de söylediğim gibi, shailene woodley'den baya sıkıldım. ama işte kader, izlemekten de geri durmuyorum.

zoe kazan'sız düğün olmaz! ruby sparks sonrası kendini biraz tekrar etmeye başladı, ama zoe zoe'dir severiz.



Yorumlar